<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>samsun psikolog &#8211; Samsun Psikolog</title>
	<atom:link href="https://www.psikologsamsun.net/author/psikologsamsun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.psikologsamsun.net</link>
	<description>Samsun Psikolog, Psikiyatri, Aile Psikoloğu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Mar 2021 09:24:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.8.4</generator>

<image>
	<url>https://www.psikologsamsun.net/wp-content/uploads/2020/08/cropped-cropped-774-2-32x32.png</url>
	<title>samsun psikolog &#8211; Samsun Psikolog</title>
	<link>https://www.psikologsamsun.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ ve HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU</title>
		<link>https://www.psikologsamsun.net/cocuklarda-dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu/</link>
					<comments>https://www.psikologsamsun.net/cocuklarda-dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[samsun psikolog]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2021 08:31:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.psikologsamsun.net/?p=5476</guid>

					<description><![CDATA[Dikkat eksikliği bozukluğu toplumda sıklıkla görülen bir rahatsızlıktır. Her yüz çocuğun beşinde ya da on ikisinde görülmektedir. Dikkat eksikliği konusundaki ana problem genelde bilginin depolanmasıyla ilgili değildir. Çocuklardaki ana problem bilgi depolandıktan sonra beynin üst tabakasındaki diğer yerlere çağrılmasındaki işlevinde oluşan problemdir. Ebeveynlerin en büyük şikâyeti ise çocuklarında bir zekâ problemi olduğunu düşünmesidir. Çocukların zekâlarında &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dikkat eksikliği bozukluğu toplumda sıklıkla görülen bir rahatsızlıktır. Her yüz çocuğun beşinde ya da on ikisinde görülmektedir. Dikkat eksikliği konusundaki ana problem genelde bilginin depolanmasıyla ilgili değildir. Çocuklardaki ana problem bilgi depolandıktan sonra beynin üst tabakasındaki diğer yerlere çağrılmasındaki işlevinde oluşan problemdir. Ebeveynlerin en büyük şikâyeti ise çocuklarında bir zekâ problemi olduğunu düşünmesidir. Çocukların zekâlarında hiçbir problem yoktur hatta sıklıkla çok zeki çocuklara da rastlanmaktadır. Genelde en çok ödev yaparken zorlanırlar, kaygılanırlar, dikkatleri dağılır. Ödev yaparken en belirgin özellikleri dersin başından sürekli kalkmak istemeleri, zamanlarını, programlarını planlayamazlar. Dikkat eksikliği olan çocuklarda 60 dakikalık bir sınavı bir gün içerisinde yaptığınızda ilk 5 dakika harika son 5 dakika ise yapılmayacak hatalar yaparlar. Dikkat eksikliğinin en güzel tanımı işlerine gelen olaylara odaklanırken işlerine gelmeyen olaylara odaklanamama kusuru olarak tanımlanabilir. Dikkat eksikliği olan çocuklarda hiçbir zekâ problemi yoktur fakat hayatlarının belirli dönemlerinde sıklıkla yetersiz, kusurlu vb. söylemlere maruz kalmaktadırlar. Bu çocukların en önemli problemlerinden birisi neden sonuç ilişkisi çıkaramıyor olmalarıdır.</p>



<h2><strong>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda Tedavi Yöntemleri</strong></h2>



<p>Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan bireylerde biyolojik bir problem olmasından kaynaklı akademik hayat için ilaç kullanılması gerekli ama davranış problemleri için terapinin olması gereklidir. İlaç tedavisi anlatılırken ilacın ne işe yaradığı en sık sorulan sorulardan birisi. Beynin arka tarafında ya da diğer bölümünde dopamin ve noradrenalin dediğimiz beynin kendi kullanmış olduğu maddeleri belli bir süre için beynin ön kısmına beynin şefi dediğimiz esas monoton olaylara, ders çalışmaya, planlamaya beynin az madde olan bölümüne o madde belli bir süre için çağrılmaktadır. Çocuk o süre içerisinde ders çalışıyor ve tüm bilgiler beyninde kalıyor ve hayatı boyunca bunları kullanabiliyor. Bunların neticesinde ise;</p>



<p>Çocuk arkadaşları tarafından kabul edilebiliyor.</p>



<p>Başarısız olarak adlandırılırken başarı olabiliyor.</p>



<p>Kendi arkadaşları arasındaki oyunlara davet edilebiliyor.</p>



<p>Toplum tarafından dışlanmış olan çocuklar kendileri gibi dışlanmış olan çocuklar toplumun istediği gibi bir insan olamayacaksam dolayısıyla toplumun istemediği gibi bir insan olurum diyerek kendi aralarında yanlış arkadaşlıklar kurabiliyorlar.</p>



<p>Bu sebeple ilaç tedavisi kullanıldığında çocuğun sadece akademik hayatını değil ilerde evleneceği, toplum tarafından kabul edilebilen, daha mutlu, daha huzurlu, keyif alarak hayat yaşayabilme kapasitesi olan çocuğun bu rahatsızlık yüzünden buna erişemiyor iken kendisine vermiş olunmaktadır. <a href="https://www.erdoganbuhurci.com/dikkat-gelistirme-programi-attentioner/" class="rank-math-link">Davranış tedavisi</a>nde ise anne, baba, çocuk, öğretmen ve terapistin içerisinde olduğu ve esas olarak terapistin şeflik yaptığı davranış sisteminin uygulanmasına denir. Ailenin eğitilmesi ise bu sistemin en önemli kısmıdır. Dikkat eksikliği olan çocuklar eğer erken tedavi edilmezse ilerde karşı koyma- karşı gelme bozukluğu ve davranım bozukluğu olarak adlandırdığımız 15 yaşından sonra çok hoş olmayan rahatsızlıklara dönüşebilmektedir. Bu sebeple bu durumu küçük yaşlarda tespit ettiğiniz anda doktorunuzun şefliğinde ilerlemeniz çok önemli bir etken olmaktadır.</p>



<h3><strong>Karşıt Olma-Karşı Gelme Bozukluğu</strong></h3>



<p>Karşıt olma Karşı Gelme Bozukluğu (KOB) çocuk veya ergenin kurallara uymak istememesi, anne- babaya karşı gelmesi, negativist olması, süreğen uyumsuz davranışlarıyla çevresindekileri sinirlendirmesiyle tanımlanabilen bir bozukluktur. Çocukların 2-3 yaş ve erken ergenlik döneminde de karşıt olma ve karşı gelme davranışı sergilemeleri normal kabul edilir. Bu davranışlar sık ve tutarlı bir şekilde görülüyorsa,&nbsp; çocuğun sosyal, aile ve akademik hayatını olumsuz etkiliyorsa karşıt olma bozukluğu yönünden ciddiye almak gerekir.</p>



<h4><strong>Çocuklarda Karşıt Olma Bozukluğu Olduğunu Düşündüren Belirtiler;</strong></h4>



<p>Sık öfke nöbetleri</p>



<p>Alınganlık</p>



<p>Kolay sinirlenme</p>



<p>Yetişkinlerle sık tartışma</p>



<p>Kuralları sorgulama ve uymama</p>



<p>Bilerek başkalarını kızdırma</p>



<p>Üzüldüğünde kaba ve nefret dolu konuşma Karşıt olma ve Karşı Bozukluğunun erken tanı ve tedavisi çoğu ruhsal durumunun kötüleşmesini önler, sosyal ilişkilerinin düzelmesini ve özgüvenini geri kazanmasını sağlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.psikologsamsun.net/cocuklarda-dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAYIR DİYEBİLMEK</title>
		<link>https://www.psikologsamsun.net/hayir-diyebilmek/</link>
					<comments>https://www.psikologsamsun.net/hayir-diyebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[samsun psikolog]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2021 14:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.psikologsamsun.net/?p=5456</guid>

					<description><![CDATA[Açı doyurduğumda, hakareti affettiğimde, düşmanımı sevdiğimde…Bunlar güzel erdemler. Fakat ya dilencilerin en fakirinin, suçluların en gaddarının da…Kendi içimde olduğunu fark edersem? Ya şefkatime en muhtaç kişinin, sevilmeye en muhtaç kişinin, kendim olduğunu fark edersem? O zaman ne olacak? &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Carl Gustav Jung HAYIR DİYEBİLMEK… Hayır diyebilmek bir başkasına, çoğumuz için ne kadar mümkün? Hayatınızı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Açı doyurduğumda, hakareti affettiğimde, düşmanımı sevdiğimde…Bunlar güzel erdemler.</p>



<p>Fakat ya dilencilerin en fakirinin, suçluların en gaddarının da…Kendi içimde olduğunu fark edersem?</p>



<p>Ya şefkatime en muhtaç kişinin, sevilmeye en muhtaç kişinin, kendim olduğunu fark edersem?</p>



<p>O zaman ne olacak?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Carl Gustav Jung</p>



<p>HAYIR DİYEBİLMEK…</p>



<p>Hayır diyebilmek bir başkasına, çoğumuz için ne kadar mümkün? Hayatınızı ne kadar kendinizinmiş gibi yaşıyorsunuz? Birçok psikolojik rahatsızlığın temelinde ‘HAYIR’ diyememek var desem ne düşünürsünüz?</p>



<p>Yeni kuşak ebeveynler çocuklarına hayır deme konusunda oldukça sorunlu. Bu nedenle muhtemelen yeni bir psikolojik bozukluk türü tanımlanacak pek yakında. Haz odaklılık hastalığı gibi bir şey olabilir bu hastalığın adı. Çocuklarımızı haz odaklı yetiştirerek ellerinden dayanıklılıklarını almış oluyoruz. Nasıl mı? Her istediği olan, ‘Hayır’ sözcüğünü duymadan büyüyen çocuklar daha sonra yaşamın güçlükleri karşısında çaresizlik içinde kalacaklar-kalıyorlar da..</p>



<p>Ne oluyor da hayır diyemiyoruz? Bu sorunun onlarca yanıtı var elbette.. Ölüm korkusu, depresyon, kaygı bozuklukları gibi hastalıklar, kendi yaşamlarını yaşayamamış insanlarda daha çok görülür. Kendi yaşamını yaşamamak da ne demek diye sorabilirsiniz. Hayır diyemeyen insanlar diğerleri tarafından reddedilmekten korkuyor olabilir, insanlar onları terk edebilir, ilişkileri daha kötü bir noktaya sürüklenebilir. Herkes tarafından sevilebilmenin en kolay yolu ‘evet’ demektir. Siz fark etmeden ağır bedeller ödersiniz, en kolay kendi yaşamımızdan vermektir bazen.</p>



<p>Hayır diyemediğiniz zaman kendinize olan saygınız azalır. Kendinize olan saygınız azaldığında da geriye ne kalır? Bu kez kendinize öfkelenirsiniz, öfkeniz başınızı ağrıtır, midenizi bulandırır, sonra da yavaş yavaş çökkünlük başlar. Bu çökkünlük bazen panik atak nöbetleri halinde bazen de her şeyi kontrol etmeye çalışacağınız takıntı bozukluğu haline dönüşür. Hastalandığınız zaman bedeniniz ve ruhunuz size bir sinyal veriyordur aslında. Bu sinyali doğru yorumlarsanız hastalık da dönüştürücü olabilir sizin için. Yaşamınızda neyin yolunda gitmediğini anlayabilirsiniz.</p>



<p>Bizler hayır demeyi beceremediğimizde çoğu zaman etrafımızdaki insanlar için konforlu oluruz. Özellikle iş ortamında en çok çalışan ve dolayısıyla en makbul olan eleman olabilirsiniz kolaylıkla. Ardından daha da çok çalışırsınız hep çok çalışırsınız. Sahip olduğunuz değeri (!) kaybetme riski vardır çünkü.</p>



<p>Kişisel ilişkilerinizde de hep evet diyen biri olursanız, lütfen diğerlerine kızmayın. Onlar sizi başka türlü bilmiyor. Hiç olumsuz geribildirimde bulunmadınız ki! Neyi istediğinizi ya da neyi istemediğinizi ortaya koymadınız ki! Sorumluluk almaktan kaçıyor olabilir misiniz?</p>



<p>Bazen korkularımız yüzünden mükemmel eş mükemmel arkadaş, çocuk ya da ebeveyn oluruz. Ne istediğimizi söylediğimizde kimse kalmayacak yanımızda diye korkarız.</p>



<p>Hayır diyemediğimizde edilgen davranmış oluruz, edilgen davrandığımızda ise kendimizi çaresiz hisseder ve yaşamımızın kontrolü bizde değilmiş gibi hissederiz, ya da diğer insanlar benden daha önemli diye düşünürüz. Başkaları kendi yaşamları üzerinde denetim kurabilir ama siz kuramazsınız.</p>



<p>Karşınızdaki kişiye hayır demek istediğiniz her şeyi yapabileceğiniz anlamına gelmez. Kendi davranışlarınızın sorumluluğunu taşıyıp ne yapıp yapmayacağınıza sizin karar vermeniz demektir.</p>



<p>Sizi, kendinizi doğru biçimde ortaya koymanızı sağlayan engellerin çoğu, kendi inançlarınızdan kaynaklanır.</p>



<p>NE YAPMAYA YA DA YAPMAMAYA HAKKINIZIN OLDUĞUNA İLİŞKİN, SİZE BENİMSETİLMİŞ OLAN KURALLARA, SİZ KENDİNİZ İSTEYEREK UYARSINIZ.</p>



<p>Kendi kendinize koyduğunuz söz konusu ölçülerin en doğru olan olmadığına inanmak sizi özgürleştirir.</p>



<p>İnsanlar bizim düşüncelerimiz, duygularımızı ve davranışlarımızı yargılayabilirler.. Ancak herkes kendisinin yargıcıdır.</p>



<p>Kendinizi diğerlerine haklı göstermek zorunda değilsiniz, haklı değilseniz onların isteklerine boyun eğmek zorunda kalacağınız düşüncesi doğru değildir. Kendinizi haklı çıkarmak zorunda değilsiniz. Çevrenizdeki herkesin ölçülerine göre yaşamak zorunda değilsiniz.</p>



<p>Önemli bulduğunuz herkes tarafından her zaman sevgi ve kabul görmek zorunda da değilsiniz. Bunu isteyebilirsiniz sadece.</p>



<p>Dünya bizim istediğimiz gibi olmak zorunda değil, bunun aksini düşündüğümüzde mutsuz oluruz. Dolayısıyla değiştiremeyeceğimiz gerçeklere katlanmak zorundayız.</p>



<p>Bunları fark edebilirsek ‘Hayır ‘ diyebilmemiz kolaylaşır.. Kendimizi ortaya kayabilmek hayır diyebilmek öğrenilebilir bir beceridir.</p>



<p>En büyük ihanet insanın kendisine yaptığı ihanettir; kendisini yok saymasıdır….&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong><a href="http://www.saimecagli.com" class="rank-math-link">Uzm. Psk. Saime ÇAĞLI</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.psikologsamsun.net/hayir-diyebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ(DİSLEKSİ) UYGULAYICI EĞİTİMİ</title>
		<link>https://www.psikologsamsun.net/ozel-ogrenme-guclugudisleksi-uygulayici-egitimi-2/</link>
					<comments>https://www.psikologsamsun.net/ozel-ogrenme-guclugudisleksi-uygulayici-egitimi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[samsun psikolog]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2021 12:26:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.psikologsamsun.net/?p=5451</guid>

					<description><![CDATA[Program; Öğrenme güçlüğünün tanılanması, ayırıcı tanı, kapsamlı kuramsal bilgiler çerçevesinde vaka örnekleriyle tanı, pekiştirme ve eğitim müdahalelerini içermektedir. Eğitim 32 saat teori ve uygulama ile 1 günlük supervizyondan oluşmaktadır. Kuramsal bilgiler ve tanılama, testlerle değerlendirme, ayırıcı tanı ele alınacak olup öğrenme güçlüğü tedavi yaklaşımları psiko-eğitsel terapi örnekleri ile desteklenecektir. Pratikler vakalar üzerinden yapılarak, 1 günlük &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Program;</p>



<p>Öğrenme güçlüğünün tanılanması, ayırıcı tanı, kapsamlı kuramsal bilgiler çerçevesinde vaka örnekleriyle tanı, pekiştirme ve eğitim müdahalelerini içermektedir. Eğitim 32 saat teori ve uygulama ile 1 günlük supervizyondan oluşmaktadır. Kuramsal bilgiler ve tanılama, testlerle değerlendirme, ayırıcı tanı ele alınacak olup öğrenme güçlüğü tedavi yaklaşımları psiko-eğitsel terapi örnekleri ile desteklenecektir. Pratikler vakalar üzerinden yapılarak, 1 günlük süpervizyon ile tamamlanacak ve sonraki zaman dilimlerinde sınırsız süpervizyon imkânı sunulacaktır.</p>



<p>?I. Modül-7 Mart 2021 (09:30-17:30)</p>



<p>Öğrenme Biçimleri</p>



<p>Bilgi İşleme Süreci</p>



<p>Öğrenme Stratejileri</p>



<p>ÖÖG Tanımı</p>



<p>ÖÖG Tipleri</p>



<p>?II.Modül-14 Mart 2021 (09:30-17:30)</p>



<p>Değerlendirme</p>



<p>Kullanılan Testler ve Envanterler</p>



<p>Tarama Envanterleri</p>



<p>Görsel Öğrenme Güçlüğü Testi</p>



<p>İşitsel Öğrenme Güçlüğü Testi</p>



<p>Yazma Öğrenme Güçlüğü Testi</p>



<p>Matematik Öğrenme Güçlüğü Testi</p>



<p>Öğrenme Güçlüğü Tarama Testi</p>



<p>?III.Modül-21 Mart 2021 (09:30-16:30)</p>



<p>Ayırıcı Tanı</p>



<p>Travmatik Öğrenme Deneyimleri</p>



<p>Uygulama</p>



<p>-Eğitim Stratejileri</p>



<p>-Okul Öncesi,ilkokul,lise</p>



<p>?IV. Modül-28 Mart 2021 (09:30-16:30)</p>



<p>Okuma Çalışmaları</p>



<p>Yazma Çalışmaları</p>



<p>Matematik Çalışmaları</p>



<p>İşitsel Algı</p>



<p>Görsel Algı</p>



<p>Planlama</p>



<p>Ardıl İşlemleme</p>



<p>Eş Zamanlı İşlemleme</p>



<p>?Kimler katılabilir?</p>



<p>Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Özel Eğitim, Okul Öncesi Öğretmenliği, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Sınıf Öğretmenliği, Türkçe Öğretmenliği, Matematik Öğretmenliği bölümlerinden mezun olanlar ve ilgili bölümlerin 3. ve 4. sınıf öğrencileri, ilgili bölümlerin yüksek lisans ve doktora öğrenci ve mezunları.</p>



<p>Eğitimi ve süpervizyonu tamamlayan katılımcılara SAMSUN ÜNİVERSİTESİ onaylı ‘’Uygulayıcı Sertifikası’’ verilecektir. Süpervizyon tarihi katılımcılar ile birlikte belirlenecektir.</p>



<p>Eğitim toplam 40 saatten oluşmaktadır(32 saat vaka odaklı anlatım, 8 saat süpervizyon)</p>



<p>Eğitim ZOOM Platformu üzerinden gerçekleştirilecektir.</p>



<p>Eğitim sonrasında sınırsız süpervizyon!</p>



<p>➡Eğitimciler:</p>



<p>?<a href="http://www.gulayoguz.com" class="rank-math-link">Psikiyatrist–Psikoterapist Gülay OĞUZ</a></p>



<p><a href="http://www.saimecagli.com" class="rank-math-link">?Uzm. Psikolog-Psikoterapist Saime ÇAĞLI</a></p>



<p><a href="http://www.erdoganbuhurci.com" class="rank-math-link">?Uzm. Psikolog-Aile Danışmanı Erdoğan BUHURCİ</a></p>



<p>✔Bilgi ve Başvuru İçin:</p>



<p>05308773391</p>



<p>03624313536</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.psikologsamsun.net/ozel-ogrenme-guclugudisleksi-uygulayici-egitimi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOSYAL FOBİ</title>
		<link>https://www.psikologsamsun.net/sosyal-fobi/</link>
					<comments>https://www.psikologsamsun.net/sosyal-fobi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[samsun psikolog]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2021 09:09:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.psikologsamsun.net/?p=5448</guid>

					<description><![CDATA[SOSYAL KAYGI (SOSYAL FOBİ) BOZUKLUĞU &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Sosyal fobi bireyin başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı toplumsal ortamlarda mahcup ya da rezil olacağı konusunda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur. Kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmaları ya da bir eylemi başkalarının yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar. Kaçınma nedeniyle kişinin sosyal mesleki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>SOSYAL KAYGI (SOSYAL FOBİ) BOZUKLUĞU</strong></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sosyal fobi bireyin başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı toplumsal ortamlarda mahcup ya da rezil olacağı konusunda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur. Kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmaları ya da bir eylemi başkalarının yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar. Kaçınma nedeniyle kişinin sosyal mesleki ya da aile yaşamı etkilenir. Korkulan durumdan kaçınma davranışı genellikle çok belirgindir. Tam bir sosyal yalnızlığa yol açabilir. Başlangıç yaşı sosyal fobide çok erkendir. Hastaların % 40&#8217;lnda başlangıç yaşı 1O&#8217;un altındadır. Hastaların %95&#8217;inde ise başlangıç 20&#8217;nin altındadır. Okul fobisi olan çocukların %40&#8217;ında ise sosyal fobi olduğu belirtilmektedir. Sosyal fobisi olanlar genelde aşağıdaki durumlarda sosyal fobi belirtilerini yoğun olarak yaşarlar;</p>



<p>&#8211; Topluluk önünde konuşmak.</p>



<p>&#8211; Bir işle uğraşırken seyredilmek.</p>



<p>&#8211; Başkalarının önünde yemek-içmek.</p>



<p>&#8211; Otorite konumundaki kişilerle temas etmek.</p>



<p>&#8211; Misafir kabul etmek</p>



<p>&#8211; Başkaları ile tartışmak</p>



<p>&#8211; Toplulukta telefonla konuşmak.</p>



<p>&#8211; Tanımadığı kişilerin gözlerinin içine bakmak,</p>



<p>&#8211; İlgi odağı olmak.</p>



<p>&#8211; Başkalarının önünde yazı yazmak.</p>



<h2>Sosyal Fobiyle Sosyal Heyecan Arasındaki Farklar Nelerdir?     </h2>



<p>Ülkemizde sosyal fobi olmasa da topluluğa girme, toplulukta konuşma, özgürce davranabilme konularında çekingenlik oldukça sık görülen bir durumdur. Bunların büyük bir kısmı klinik düzeyde bir rahatsızlık olarak ele alınmayabilir. İnsanların bir iş yaparken, herhangi bir davranışta bulunurken, özellikle de birilerinin önünde kendilerini ortaya koymaya çalışırken belli bir heyecan duymaları olağan bir durumdur. Hatta böylesi bir heyecanın ilişkileri motive edici hazırlayıcı etkisi olduğundan, insanın daha iyiyi yapabilme isteğini arttırdığından söz edilebilir. Bir dereceye kadar sosyal ortamlardan çekinme doğal kabul edilmelidir. Çekingenlik ya da utangaçlık da kişiye ciddi bir yük korku getirmiyorsa problem olarak yer almaz. Temelinde başkaları tarafından gülünç bulunma, aşağılanma korkusu ile beslenen ve sonrasında yalnız kalmaya kadar götürebilecek olan sosyal fobiyi normal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz sosyal heyecan ile karıştırmamak gerekir. Sosyal heyecanı sosyal fobiden ayıran en önemli özellik, bireyin topluluk önünde bir şeyler yapmaya devam ettikçe bu konuda deneyim kazandıkça sosyal heyecan azalırken, fobik durumlarda deneyim kazanmanın heyecan üzerinde etkili olmamasıdır.</p>



<h3>Sosyal Fobi Günlük Yaşamda Hangi Sorunlara Yol Açabilir?</h3>



<p>Sosyal fobisi olan kişiler, çoğu zaman sınav kaygıları ya da sınıf içi katılımdan kaçınmaları nedeniyle okulda yeterli bir başarı gösteremezler. &nbsp;Öğrenciler bildikleri halde parmak kaldıramaz, sözlülerde başarısız olurlar. Etkinliklere girmekten kaçınırlar. İş sahipleri gerekli atılımları yapamaz, çalışanlar kendilerini ortaya koyamaz, fikirler ileri süremez, iş değiştiremez, ulaşmaları gereken düzeylerden daha alt düzey işlere razı olup ilerleyemezler. İş kayıpları ve okul başarıları azalır üniversiteyi bırakmak durumunda kalabilirler. İşsiz kalmak sık görülen bir durumdur. Bazıları karşı cins ile ilişkilerinde benzer durumlar yaşadıklarından kendi başlarına arkadaş sahibi olamaz, bekar kalabilirler. Bulundukları ve yetiştikleri ortamı değiştirmek istemez, yakın aile dışındaki kişiler haricindekiler ile iletişimlerini sınırlarlar.</p>



<p>&nbsp;Sosyal Fobinin Belirtileri: Sosyal fobinin belirtilerini fiziksel, zihinsel ve davranışsal belirtiler olmak üzere üç kategoride inceleyebiliriz.</p>



<p>a)Fiziksel (Fizyolojik) belirtiler:</p>



<p>* Yüz kızarması</p>



<p>* Terleme</p>



<p>*Ağız kuruması</p>



<p>* Kalp çarpıntısı</p>



<p>*Nefes kesilmesi ve nefes darlığı</p>



<p>*Titreme</p>



<p>b)Zihinsel Belirtiler:</p>



<p>*Çirkinim, yetersizim ve beğenilmiyorum gibi düşünceler.</p>



<p>*Sevilmediğini ve güçsüz olduğunu ifade eden düşünce-</p>



<p>*Mükemmel olmalı hata yapmamalıyım.</p>



<p>*Kaygılı olduğumu belli etmemeliyim</p>



<p>*Rahat davranmalıyım</p>



<p>*Herkes beni beğenmeli.</p>



<p>c)Davranışsal Belirtiler:</p>



<p>*Korkulan ortama girmeme ve ortamı terk etme</p>



<p>*İlgisiz şeyler düşünme</p>



<p>*Hayallere dalma</p>



<p>*Konuyu değiştirme</p>



<p>*Alkol kullanma</p>



<p>&nbsp;Sosyal Fobide Kaçınma Davranışını Belirleyen Olumsuz Düşünceler Nelerdir?</p>



<p>a. Kişinin iç diyaloğunda yer alan kendini küçümseyen ve aşağılayan ifadeler</p>



<p>“Ben aptalın tekiyim”</p>



<p>b. Kişisel performansı değerlendirmede mükemmeliyetçi beklentiler</p>



<p>“Hiçbir zaman iyi sunum yapamam”</p>



<p>c. KişiseI performansı değerlendirmede sadece olumsuz örneklere odaklanma</p>



<p>“Okulda da sorulara cevap veremez rezil olurdum”</p>



<p>d. SosyaI başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini belirlemede patolojik bir örüntü geliştirme.</p>



<p>“Yetersiz biriyim bunu anlamamaları için yalnız kalmalıyım”</p>



<p>Sosyal fobi birçok psikiyatrik bozukluğa ek olarak görülebilir. Bunların içinde en önemlisi depresyon, alkol bağımlılığı ve ilaç bağımlılığıdır. Özellikle batılı ülkelerde yapılan çalışmalarda sosyal fobide alkol kullanımı normal toplum bireylerine oranla çok daha yüksek bulunmuştur. Bu da alkolün superegoyu baskılaması daha rahat davranmayı sağlaması ile açıklanabilir ki bu durumda zamanla alkol bağımlılığı riskini artırmaktadır. Alkol bağımlıları arasında yapılan bir çalışmada sosyal fobi görülme sıklığının normale oranla 9 kat fazla olduğu tespit edilmiştir. İntihar düşünceleri ve girişimleri sosyal fobide yaşanan sıkıntıya bağlı olarak sık görülmekle birlikte sosyal fobiye başka psikiyatrik rahatsızlıklar ilave olduğunda daha da artmaktadır. Dolayısıyla sosyal fobi bir an önce tanınmalı ve tedavi edilmelidir. Sosyal fobisi olanlar genel nüfusa oranla şu farkları gösterirler;</p>



<p>*Yalnız yaşama oranları yüksektir.</p>



<p>*Eğitim seviyeleri düşüktür. Özellikle çok erken başlangıçlılarda okul fobisi gibi olur ve başarı düşük olduğu için eğitimlerini sürdüremezler.</p>



<p>*Genellikle ekonomik açıdan bağımlıdırlar ya da fobileri dolayısıyla gerçek performanslarını gösteremedikleri için hak ettikleri başarıyı gösteremez ve ekonomik anlamda olmaları gereken yerin çok altında yer alırlar.</p>



<p>*Başka psikiyatrik problemleri vardır.</p>



<p>*Sosyal açıdan toplumdan yalıtılmış bir durumdadırlar.</p>



<p>*Zaman zaman yaşadıkları sıkıntılar intiharı düşündürebilir.</p>



<h4>Sosyal Fobinin Tedavisi:</h4>



<p>Sosyal fobi tedaviye oldukça iyi yanıt verebilen bir rahatsızlıktır. Tedavi sürecinde ilaç tedavisi ve psikoterapi birlikte kullanılır.</p>



<p>1-<a href="http://www.gulayoguz.com" class="rank-math-link">İlaçla Tedavi</a>: Sosyal fobi tedavisinde antidepresan ilaçlar kullanılmaktadır. İlaçla tedavinin tek seçenek olarak sunulması durumunda tedavi 6 aydan uzun sürmekte ve çoğu zaman rahatsızlık tekrarlayabilmektedir. Tedaviye en az 6 ay devam edilmeli ve ilacın dozu ve bırakma zamanına doktor karar vermelidir.</p>



<p>2-Psikoterapi Yöntemleri: Sosyal fobi tedavisinde psikoterapinin önemli bir yeri vardır. Bu rahatsızlığı yaşayanlara daha çok <a href="https://www.psikologsamsun.net/kognitif-davranisci-terapi-nedir/" class="rank-math-link">&#8220;bilişsel davranışçı terapi&#8221;</a> uygulanmaktadır. Bu tedavide amaç daha çok kişinin negatif inançlarıyla yüzleşmesini sağlamaktır. Sosyal fobide bu olumsuz inançların etkili olduğu düşünülmektedir. Sosyal fobinin bilişsel davranışçı psikoterapi ile tedavisinde, anksiyete ile baş etme eğitimi, yüzleştirme, bilişsel yeniden yapılandırma ve yaşam sorunlarıyla baş etme becerisi kazandırma basamakları vardır. Gevşeme eğitimleri, incelenme korkusunu azaltmaya yönelik bilişsel yeniden yapılandırma, kendini izleme, onaylanma ihtiyacına yönelik çalışmalar, sorun çözme eğitimleri, yetersizlikle ilgili şemaların düzenlenmesi gibi öğretiler bilişsel davranışçı terapi ile sosyal fobi tedavisinin ana unsurlarıdır. </p>



<p>Psikoterapide kişinin olumsuz inançlarıyla yüzleşmesi, alternatif düşünce geliştirmeyi öğrenmesi, toplumdan kaçmasını kolaylaştıran güvenli davranışlarını fark etmesi ve bunları bıraktığında neler olabileceğini tahmin etmesine dayalı bir tedavi programı izlenmektedir. Kişi bu tedavi programıyla aşama aşama sistematik bir şekilde toplum içerisine katılmaya başlar. </p>



<p>Psikoterapi sürecinde zihin okuma, büyütme, abartma gibi otomatikleşmiş düşünce hataları saptanacaktır. Konuşmam kusursuz olmalı” gibi işlevsiz kurallar, “konuşurken unutursam bana aptal derler” gibi koşullu inançlar yanında “eksiğim, yetersizim gibi temel inançlar vardır.  Dikkatin kendini izlemekten diğerlerini gözlemeye kaydırılması, koşullu inançlar,   işlevsiz kuralların değiştirilmesi amaçlanır. Sosyal fobide hem ilaç tedavisi hem de psikoterapi yöntemleri kullanılarak bireyin tedavisinin başarıya ulaşması sağlanabilir. Ancak bireyin yakın çevresindeki kişilerin de uzmanların yönlendirmeleri doğrultusunda destek olmalarının önemli olduğu unutulmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.psikologsamsun.net/sosyal-fobi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PANİK ATAK VE BAŞ ETME YOLLARI</title>
		<link>https://www.psikologsamsun.net/panik-atak-ve-bas-etme-yollari/</link>
					<comments>https://www.psikologsamsun.net/panik-atak-ve-bas-etme-yollari/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[samsun psikolog]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2021 15:18:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.psikologsamsun.net/?p=5445</guid>

					<description><![CDATA[Panik atak ortada gerçek bir tehlike yokken aniden yükselen, korku ve endişenin yoğun yaşandığı, fiziksel belirtilerin ortaya çıktığı bir ataktır. Bu ataklar oldukça korkutucu ve rahatsız edici olabilir. Terleme, hızlı nefes alıp verme, kalp atışlarının hızlanması, titreme, baş ağrısı gibi birçok fiziksel belirti ortaya çıkabilir. Panik atak geçiren kişi genellikle kontrolü kaybedeceğini, aklını yitireceğini ya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Panik atak ortada gerçek bir tehlike yokken aniden yükselen, korku ve endişenin yoğun yaşandığı, fiziksel belirtilerin ortaya çıktığı bir ataktır. Bu ataklar oldukça korkutucu ve rahatsız edici olabilir. Terleme, hızlı nefes alıp verme, kalp atışlarının hızlanması, titreme, baş ağrısı gibi birçok fiziksel belirti ortaya çıkabilir. Panik atak geçiren kişi genellikle kontrolü kaybedeceğini, aklını yitireceğini ya da kalp krizi geçirdiğini ve ölebileceğini düşünerek büyük bir korkuya kapılabilir. Duygularınızın ve düşüncelerinizin farkına varıp kontrol altına almak panik atakların yoğunluğunu ve hayatınızdaki etkisini azaltabilir. </p>



<p>Paniğin bedeninizde nasıl semptomlar ortaya çıkardığını fark edin. Panik atak, bedeninizin size bir tehlike olduğunu ve kaçmanız ya da savaşmanız gerektiğini söylemesidir. Eğer ortada gerçek bir tehlike ve tehdit yoksa bu durum bedeninizin yanlış alarm verdiği anlamına gelir. Bedeninizdeki semptomların ortaya çıkmaması için uğraşmak değil, onlara verdiğiniz anlamları yeniden yapılandırmak uzun vadede rahatlamanıza yardımcı olacaktır. Koşmak, zıplamak, kaygılanmak gibi birçok farklı neden hızlı nefes alıp vermeye yol açabilir. Nefesinizin hızlandığını fark ettiğinizde bunun fiziksel bir problemden kaynaklandığını düşünmeden önce farklı nedenleri de gözden geçirin. </p>



<p>Nefes egzersizleri ve farkındalık teknikleri sakinleşmenize yardımcı olabilir. Panik atak hakkında paniğe kapılmak kaygı döngüsünü besler. Kendinize panik atakların zor olduğunu ama fiziksel olarak size zarar vermediğini hatırlatın. Yaşadığınız durumun bedeninizin tehlikede olduğunuzu düşündüğü için yanlış alarm vermesinden kaynaklandığını hatırlayın. Düşüncelerinizin farkına varıp kontrol altına aldığınızda bu durumda baş etmeniz ve günlük hayatınıza devam etmeniz kolaylaşır.</p>



<p>Bedeninizin alarm sisteminin yanlış zamanda da olsa harekete geçmiş olduğunu ve her şeyin normale dönmesinin biraz zaman alabileceğini kabul edin. Hormonlar ve sinir sistemi bir kez harekete geçtikten sonra normale dönmeleri zaman alır, bunu tıpkı hızlı giden bir trenin tamamen durmasının biraz süre almasına benzetebiliriz. Yaşamakta olduğunuz durumun ne olduğunu dile getirin, duygularınızı doğrulayın ve onaylayın. Panik atağın bir noktada biteceğini, sonsuza kadar sürmeyeceğini kendinize hatırlatın. </p>



<p>Başlatmak ve bitirmek sizin kontrolünüzde değil, ancak duygularınızın ve düşüncelerinizi ve beden semptomlarınızı bastırmak yerine onları kabul etmek ve doğru şekilde anlamlandırmak sizin kontrolünüzde. Birçok kişinin hayatı boyunca birkaç panik atak geçirmesi olasıdır ve bu öneriler panik anını daha kolay atlatmanıza yardımcı olabilir ancak panik atakların tekrarladığı, bir sonraki atağın geleceği düşünülerek yoğun kaygı yaşandığı ve işlevselliğin bozulduğu durumda Panik Bozukluk yaşıyor olabilirsiniz. Panik atak ve kaygı günlük hayatınızı ve işlevselliğinizi etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önemle tavsiye edilir.</p>



<h2><strong>Panik Atağın Belirtileri Nelerdir?</strong></h2>



<p>Ani tuvalet ihtiyacı,</p>



<p>Ateş basması</p>



<p>Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma,</p>



<p>Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması</p>



<p>Terleme,</p>



<p>Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma.</p>



<p>Soluğun kesilmesi</p>



<p>Baş dönmesi, sersemlik, düşecek ya da bayılacak gibi olma</p>



<p>Uyuşma ya da karıncalanma</p>



<p>Üşüme, ürperme ya da ateş basması</p>



<p>Bulantı ya da karın ağrısı</p>



<p>Titreme ya da sarsılma</p>



<p>Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme</p>



<p>Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu</p>



<p>Ölüm korkusu</p>



<p>Bir panik atakta yukarıdaki semptomlardan en az dört tanesi aynı anda gözlemlenir. Daha azının gözlemlendiği durumlara ise <strong>kısıtlı panik atak</strong> adı verilir. Durumun şiddetine göre panik atak sayısı değişebilir. Bazı bireyler ayda bir defa bu duruma maruz kalırken, diğer bireyler haftada birkaç defa panik atak geçirebilir.</p>



<h3><strong>Tedavi Yöntemi</strong></h3>



<p>Panik atak tedavisinde bazı medikal ilaçlar ve psikoterapi tekniği kullanılır. Panik atak tedavisinde bazı vakalarda ilaçla birlikte, bazılarında ise tek başına <a href="http://www.gulayoguz.com" class="rank-math-link">psikoterapi</a> uygulanabilir. <a href="https://www.psikologsamsun.net/kognitif-davranisci-terapi-nedir/" class="rank-math-link">Bilişsel Davranışçı Terapi Yöntemi</a> sırasında kişiyle panik atak sırasında neler yapılabileceği, bu durumla nasıl başa çıkılabileceği ve panik atakların nasıl önlenebileceği gibi konular konuşulur. Panik atak tedavisinde oldukça etkili bir yöntem olan Bilişsel Davranışçı Terapi sayesinde kişi, panik ataklardan tamamen kurtulabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.psikologsamsun.net/panik-atak-ve-bas-etme-yollari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DOĞUM SONRASI (POSTPARTUM) DEPRESYONU</title>
		<link>https://www.psikologsamsun.net/dogum-sonrasi-postpartum-depresyonu/</link>
					<comments>https://www.psikologsamsun.net/dogum-sonrasi-postpartum-depresyonu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[samsun psikolog]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2021 13:22:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.psikologsamsun.net/?p=5440</guid>

					<description><![CDATA[&#160;“Sürekli ağlıyorum, yapılacak çok iş var ve benim kafam karmakarışık. Bir anne olarak çok yetersizim. Bebek sürekli ağlıyor ve ben bir türlü susturamıyorum. Bu düşüncelere maruz kaldıkça sinirleniyorum, herkesi tersliyormuşum gibi hissediyorum. Sonra da vicdan azabı çekiyorum. Bunlar bebeğin değil, benim suçum.” Doğum sonrası depresyon, postpartum depresyon olarak da adlandırılan, kadınlarda doğum yaptıktan sonra görülen &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;“<em>Sürekli ağlıyorum, yapılacak çok iş var ve benim kafam karmakarışık. Bir anne olarak çok yetersizim. Bebek sürekli ağlıyor ve ben bir türlü susturamıyorum. Bu düşüncelere maruz kaldıkça sinirleniyorum, herkesi tersliyormuşum gibi hissediyorum. Sonra da vicdan azabı çekiyorum. Bunlar bebeğin değil, benim suçum</em>.”</p>



<p>Doğum sonrası depresyon, postpartum depresyon olarak da adlandırılan, kadınlarda doğum yaptıktan sonra görülen bir depresyondur. Normal depresyon ile aynı semptomları göstermesine rağmen, kadınlarda genellikle doğumdan sonraki ilk 3 ay içinde görülüyor olması ile ayırt edebiliriz.</p>



<p>Doğum sürecinde anne adaylarının hormonlarında büyük bir artış olur. Doğum sonrasında ise hormon düzeyi normale döner. Hormonlardaki bu ani değişiklik kadınların ruhsal ve fiziksel durumlarını etkileyebilir. Hormon değişikliği doğum sonrası depresyona sebep olan tek faktördür diyemeyiz ancak doğan bebeğin sorumlulukları, sosyal yaşamdaki değişimler, annenin fiziksel değişimleri, yakın çevreden gelen baskılar ve doğum sırasında yaşanan travmatik tecrübeler gibi etkenleri de göz önünde bulundurduğumuzda, doğum sonrası depresyon riskini arttıran bir etkiye sahip olduğunu söyleyebiliriz.</p>



<p>Doğum sonrası depresyon bazen <em>bebek stresi</em> ile karıştırılabilir. Bebek stresi, doğumdan sonra annelerin ani hormon değişikliği ve bir bebeğin gelmesi ile hayatlarına giren yeni sorumluluklar ve zorluklardan kaynaklanan, duygusal durum değişikliklerinin yaşandığı bir dönemdir. Anneler doğum sonrası toparlanmak için zamana ihtiyaç duyarlar ancak bebek ile bu pek de mümkün olmaz. Dolayısıyla çokça ağladıkları, gergin oldukları ve uyumakta zorlandıkları bir dönem geçirirler. Bebek stresi 2-3 gün sürer ve yok olur. Bu sürecin uzaması ve kötüleşmesi akla doğum sonrası depresyon tanısını getirebilir.</p>



<p><strong>Kimlerde daha sık görülür?</strong></p>



<p>Daha önce depresyon geçirmiş, hamilelik esnasında depresyon yaşamış, erken veya geç gebeliği olanlar, istenmeyen veya plansız gebelik yaşayanlar, cinsel travma öyküsü olanlar, doğum sırasında travmatik tecrübeler yaşayanlar, bebeğini kaybedenler, gelişimsel olarak sorunlu doğan bebeklere sahip olanlar, ilişkisinde sorun yaşayanlar, hayatında sorun yaşayanlar, doğum yaparken annesinden destek alamayan kadınlar doğum sonrası depresyonu için risk taşırlar. Ancak hatırlatmakta fayda vardır ki bu özellikleri taşıyan annelerin tamamında da doğum sonrası depresyon görülecek demek değildir.</p>



<p><strong>Doğum sonrası depresyonun belirtileri nelerdir?</strong></p>



<p>Doğum sonrası depresyon, normal depresyon ile hemen hemen aynı belirtileri taşır. Aşırı yorgunluk, uyku ve yeme bozuklukları, gergin olma, cinsel ilişkiden soğuma, günlük hayatta yapılan etkinliklere karşı isteksizlik, üzgün ve mutsuz hissetme, ağlama, değersizlik hissi, çaresiz olma, yetersizlik duygusu (bebeğine bakamama düşüncesi), endişeli olma, karar vermekte güçlük çekme, konsantrasyon bozukluğu, ölüm ve intihar düşüncesi gibi birçok çarpık düşünce, fiziksel ve duygusal semptomlar ile kendini belli eden bir hastalıktır.</p>



<p><strong>Tedavi Süreci</strong></p>



<p>Annelerin bu depresyon halinde bulunması hem anne ve bebeğin hayat kalitesini düşürür hem de bebeğin sosyal gelişimini kötü yönde etkiler. Eğer anne 2 haftayı aşkın bir süredir sürekli panik ve kaygı durumu içerisinde ise, günlük hayatında yaptığı aktivitelere devam edemiyorsa ve kendine veya bebeğe zarar verme gibi düşünceler söz konusu ise tedaviye başvurmalıdır.</p>



<p>Tedavi süreci danışanın ihtiyacına göre <a href="http://www.gulayoguz.com" class="rank-math-link">ilaç tedavisi</a> veya <a href="http://www.erdoganbuhurci.com" class="rank-math-link">psikoterapi</a> seanslarına katılmak şeklinde düzenlenebilir. Bazı anneler emzirdiği için ve ilaçların olası yan etkilerinden dolayı ilaç tedavisini tercih etmeyebilir veya doktorlar bu noktada tedaviyi uygun görmeyebilir. <a href="https://www.psikologsamsun.net/kognitif-davranisci-terapi-nedir/" class="rank-math-link">Psikoterapi</a> almak ve destek gruplarına katılmak bu noktada faydalı bir çözüm olarak sunulabilir.</p>



<p>Doğum sonrası depresyonu yaşayan anneler şunu unutmamalıdırlar ki bu süreç duygularınız üzerine konuşmak için çok zor bir süreçtir. Kendinizi anlatabilmeniz ve eşinizle daha sağlıklı bir ilişki kurabilmeniz için duygularınızı eşinizle paylaşmanız çok önemlidir. Bu dönemde yalnız kalmamaya özen gösterin, başka anneler veya yakınlarınızla konuşmak size iyi gelecektir. Beslenmenize ve uyku düzeninize olabildiğince özen gösterin ve size iyi gelecek etkinlikleri kısa da olsa yapın. Günlük sorumluluklarınızı azaltın, kendiniz hakkındaki beklentilerinizi sınırlı tutun. Yorulduğunuzu fark edin ve kendinize izin verin. Lütfen unutmayın, birçok anne bu süreçten geçiyor. Uygulanan tedaviler ve sosyal desteklerin de yardımıyla sağlıklarına kavuşuyorlar.</p>



<p><strong>F. Deniz SÖZER</strong></p>



<p><strong>Psikolog</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.psikologsamsun.net/dogum-sonrasi-postpartum-depresyonu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA ÖFKE KONTROLÜ</title>
		<link>https://www.psikologsamsun.net/cocuklarda-ofke-kontrolu/</link>
					<comments>https://www.psikologsamsun.net/cocuklarda-ofke-kontrolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[samsun psikolog]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2021 09:33:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.psikologsamsun.net/?p=5436</guid>

					<description><![CDATA[Ebeveynler genelde çocuklardaki öfkenin, kızgınlığın, şiddetin sonlanmasını istiyorlar fakat biz terapistlerin amacı çocuklardaki bu davranışları ortadan kaldırmak değil, bu davranışın altında yatan sebepler ve bunu keşfederek çocuğun sağlıklı bir şekilde öfkesini ifade etmeye yönlendirmektir. Öncelikle bizim kabul etmemiz gereken temel dinamik; öfke de tıpkı mutluluk gibi, heyecan gibi son derece doğal bir duygudur fakat pek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-left">Ebeveynler genelde çocuklardaki öfkenin, kızgınlığın, şiddetin sonlanmasını istiyorlar fakat biz terapistlerin amacı çocuklardaki bu davranışları ortadan kaldırmak değil, bu davranışın altında yatan sebepler ve bunu keşfederek çocuğun sağlıklı bir şekilde öfkesini ifade etmeye yönlendirmektir. </p>



<p class="has-text-align-left">Öncelikle bizim kabul etmemiz gereken temel dinamik; öfke de tıpkı mutluluk gibi, heyecan gibi son derece doğal bir duygudur fakat pek çok toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da ebeveynlerin öfke davranışına ve çocukların öfkelenmesine, kızmasına, sinirlenmesine karşı çok ciddi bir önyargılar oluşmaktadır. Nasıl biz yetişkinler olarak sinirlenebiliyor ve öfkeleniyorsak çocuklarımız da sinirlenebilir ve öfkelenebilirler. Sadece bunu doğru ve sağlıklı bir şekilde ifade etmelerini öğretmek çok önemlidir. </p>



<p class="has-text-align-left">Çocukların öfke davranışlarının altında temel belli başlı dinamikler vardır. Dolayısıyla ebeveynin burada yapması gereken şey çocuğun neden böyle davranışlar yaptığı, bu davranışın altında yatan neden ne olabilir? Çocuğun ihtiyacı ne? Bunun biraz altına bakmak ve altında neler olabileceğini irdelemek gerekmektedir. Acaba çocuğunuzun özel bir ilgiye mi ihtiyacı var, bir şey söylemek istiyor ama nasıl söyleyeceğini mi bilemiyor ve bunu öfke davranışlarıyla mı sergiliyor buralara birazcık bakmak lazım. Birinci yapacağımız şey çocuğun bu öfke davranışının altında yatan şey ne olabilir? Çocuğun ihtiyacı olan şey ne olabilir? Bunu keşfetmeye çalışmak. İkincisi pek çok zaman öfke davranışının sebeplerinden bir tanesi çocukların bilgi eksikliğidir. Örneğin çocuk çamurlu ayakkabıyla geliyor ve evde bu durum yasak ailenin onay vermediği bir süreç ve çamurlu ayakkabısıyla halılara basarak evi kirletiyor. Şimdi burada ebeveynlerin yapacağı belli başlı şeyler var. Ya geleneksel olarak yaptığımız gibi çocuğa kızmak, rencide etmek, onu cezalandırmak ki bu da uzun vadede hiçbir işe yaramayacak hatta çocuğun kendisi ile ilgili olumsuz düşüncelere geliştirmesine sebebiyet verecek. Ya da bunun çocuğun bilgi eksikliğinden kaynaklandığını varsayarak çocuğa doğruyu göstermek olacak. Mesela çocuğunuz kirli ayakkabılarla girdiği anda halıyı temizleme görevini çocuğa vermek ya da ilk başta birlikte temizlemek ve sonrasında çocuk aslında bu durumun ne kadar meşakkatli bir süreç olduğunu keşfederek bu bilgi eksikliğini tamamlamış olacaktır. Pek çok zaman çocukların davranış sorunları ya da öfkeye giden süreçler bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. </p>



<p class="has-text-align-left">Başka bir etken ise maalesef bizim toplumuzda çocukların ağlamasına, gerilimlerinin boşaltılmasına çok fazla imkân sağlanmamaktadır bu sebeple de çocuklar çok fazla birikmiş acıyla dolu oluyorlar. Ağlamak istedikleri zaman ebeveynler çok fazla tetiklenerek ağlamasına müsaade etmeyebiliyor. ‘‘Erkekler ağlamaz’’ ‘‘sus, ağlayacaksan odanda ağla’’ gibi söylemde bulunabiliyorlar. Ya da çocuk çok korkuyor ama ne var korkacak denilebiliyor. Dolayısıyla çocuğun ifade etmek istediği tüm duygular bastırılıyor, bastırıldığı zaman çocuk bunu nasıl ifade edeceğini bilmiyor ve bu bedende bir şekilde sıkışıyor. Bunun sonucunda ise bu davranış sorunları ile kontrol edilemez öfkeyle ifade ediliyor. Dolayısıyla bırakım çocuğunuzun duygusu, ifade etmek istediği şey ne ise ifade etsin. Ağladığı zaman onu susturmak için dikkatini dağıtmanıza, ağzına şeker vermenize gerek yok. Ben buradayım, yanındayım bu senin için çok zor, şu an çok kızmışsın, çok öfkelenmişsin gibi çocuğun duygusunu söylemek ve çocuğun duygusunu aynalamak bunun neden kaynaklandığını ifade etmek başlı başına zaten çocuğun kaygısını öfkesini ve çeşitli duygularını kontrol etmesine imkân sağlayacaktır. Zaten yeterince ağlayan, duygularına ifade edebilen çocuk alternatif kanallar arama ihtiyacına girmeyecektir. Bu sebeple çocukların duygularını ifade etme süreci oldukça önemlidir.</p>



<h2><strong>Ebeveyn Tutumlarının Çocuklar Üzerindeki Etkisi</strong></h2>



<p>Bir aile içerisinde eğer ebeveynler şiddet uyguluyorsa birbirlerine ve etrafındaki kişilere karşı olumsuz sözcükler kullanıyorlarsa, seslerini sürekli yükseltiyorlarsa, çocuğun bunu uygulamaması mümkün değildir. Bir hane içerisinde şiddet varsa çocuk zaten şiddet uygulamaktadır. Siz hem bağırıp hem de çocuğunuzun arkadaşlarına bağırmasını engelleyemezsiniz dolayısıyla ebeveyn olarak veya çocuğa bakım veren kişiler kendi öfkelerini nasıl yönetiyorlar bakmaları gerekmektedir. Çocuğa sağlıklı bir şekilde model olmak çok önemli. Ebeveynler ya da çocuğa bakım verenler nasıl davranıyorsa çocuk da aynen onu kopyalar ve kendi hayatına entegre etmektedir. Bu öfke davranışları hangi zaman dilimin ortaya çıkıyor bu durumu da değerlendirmek gerekir. Hastalık zamanında mı? Huzursuzlandığında mı? Öfkelendiğinde mi? Kaygılandığında mı? bunu takip etmek çok önemli. Çünkü bu öfke davranışının altında yatan gerçek sebebi sıkı bir takiple aslında ortaya çıkartabiliriz. Belki günün sadece belli zaman dilimlerinde çok öfke davranışı sergiliyor ya son 2 aydır öfke davranışı sergiliyor olabilir. Eğer son 2 aydır bu davranışı sergiliyorsa 2 ay önce çocuğunuzun hayatında ve rutininde değişen ne var? Çocuğunuz yeni bir okula mı başladı? Yeni bir kardeşi mi oldu? Bu taşınma mı gerçekleşti? Bu etkenleri değerlendirmek lazım. Böylelikle çocuğun ihtiyaçları daha ne bir şekilde ortaya çıkarılabilir. Çocuk öfke davranışı sergilediğinde bastırmamak ve duygularını ifade etmesine imkân sağlamak önemli fakat şiddet davranışları sergiliyorsa vurmaya çalışıyor, bağırıyor, tekme atıyorsa burada ciddi bir sınır koymak gerekir. Hatta kontrol edilemiyorsa tutup ‘‘biliyorum çok kızgınsın istediğin oyuncağı almadığımız için gerçekten çok sinirlendin bu senin için çok zor’’ durumu aynalamalar gibi çocuğa yansıtmalar çok önemli. </p>



<p>Çocuğunuzu öfkelendiren şeyleri çizmesine de imkân sağlayabilirsiniz. Fakat öfke davranışı durmadığında, çocuk sakinleşmediğinde çocuğu durdurarak beden tetikleyicilerini fark etmesini sağlatabilirsiniz. ‘Sen kızdığında öfkeni ellerinde hissediyorsun ve bir şeylere vurma ihtiyacı oluyor biz aslında öfkemizi konuşabiliriz ama sen çok yoğun bir şekilde bu durumu bedeninde ellerinde hissettiğin için bir şeylere vuracaksan bana vurmana müsaade edemem, kimseye vuramazsın çünkü bu doğru bir davranış değil benim canım acıyor ama eğer gerçekten birine vurma ihtiyacın varsa kum torbasına, hacıyatmaza vurabilir, oyun hamuru sıkabilirsin bunlar öfkeni ifade etmek için daha uygun’ yönlendirmeleri yapılabilir. Öfke davranışını baskılamak ve engellemek yerine bunu sağlıklı bir şekilde ifade etmesine olanak sağlayacak kaynaklara yönlendirmek oldukça önemli bir etkendir.</p>



<p><strong>İlayda COŞKUN</strong></p>



<p><strong>Aile Danışmanı</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.psikologsamsun.net/cocuklarda-ofke-kontrolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANNE BABALARLA OYUN ATÖLYESİ</title>
		<link>https://www.psikologsamsun.net/anne-babalarla-oyun-atolyesi/</link>
					<comments>https://www.psikologsamsun.net/anne-babalarla-oyun-atolyesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[samsun psikolog]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2021 07:42:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.psikologsamsun.net/?p=5433</guid>

					<description><![CDATA[Özellikle Pandemi ile birlikte anne-baba ve çocuk etkileşimi her zamankinden daha da önem kazandı. Zorlukları fırsata çevirmek adına çocuklarımızla geçireceğimiz her dakikayı onların dili olan oyunla daha işlevsel hale getirmek çok da zor olmasa gerek. İçerik: Ailede oyunun önemi Oyunun öğrenme üzerindeki etkileri ve uygulamalar Dikkat, odaklanma, konsantrasyon becerilerini geliştiren oyunlar El göz ve koordinasyon &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Özellikle Pandemi ile birlikte anne-baba ve çocuk etkileşimi her zamankinden daha da önem kazandı. Zorlukları fırsata çevirmek adına çocuklarımızla geçireceğimiz her dakikayı onların dili olan oyunla daha işlevsel hale getirmek çok da zor olmasa gerek.</p>



<p><strong>İçerik:</strong></p>



<p>Ailede oyunun önemi</p>



<p>Oyunun öğrenme üzerindeki etkileri ve uygulamalar</p>



<p>Dikkat, odaklanma, konsantrasyon becerilerini geliştiren oyunlar</p>



<p>El göz ve koordinasyon becerilerini geliştiren oyunlar</p>



<p>Ebeveynlerin çocuklarıyla kaliteli nasıl vakit geçirebileceklerinin farkına varma</p>



<p>Ailelerin çocuklarıyla duygusal bağ kurmalarında oyunun gücünün farkına varma</p>



<p>Sağ ve Sol beyin egzersizleri</p>



<p>İnce ve kaba motor becerilerinin nasıl geliştirebileceklerini fark etme</p>



<p>Oyunla beden farkındalığının nasıl geliştiğini anlamalarını sağlama</p>



<p>Bedensel dengenin nasıl geliştirilebileceği hakkında bilgi verme</p>



<p>El göz koordinasyon becerilerini geliştiren uygulamalar</p>



<p><strong>Hedef Kitle:</strong> 5-12 yaş arası çocukları olan anne-babalar</p>



<p><strong>Tarih:</strong> 5 Şubat Cuma</p>



<p><strong>Saat:</strong> 20:00-21:30</p>



<p><strong>Atölye Eğitmeni:</strong> Ahmet ÇİFCİ</p>



<p>Atölye Online olarak ZOOM platformu üzerinden gerçekleştirilecektir.</p>



<p><strong>Bilgi ve Kayıt İçin:</strong></p>



<p><strong>0530 877 33 91</strong></p>



<p><strong>0362 431 35 36</strong></p>



<p><strong>www.psikologsamsun.net</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.psikologsamsun.net/anne-babalarla-oyun-atolyesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARA ÖLÜM KAVRAMI NASIL ANLATILMALI?</title>
		<link>https://www.psikologsamsun.net/cocuklara-olum-kavrami-nasil-anlatilmali/</link>
					<comments>https://www.psikologsamsun.net/cocuklara-olum-kavrami-nasil-anlatilmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[samsun psikolog]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2021 07:06:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.psikologsamsun.net/?p=5428</guid>

					<description><![CDATA[Her çocuk biriciktir ve her çocuğun ihtiyaçları birbirinden farklıdır. Ölüm kavramını çocuklara anlatırken öncelikle çocukların duygu durumu, mizacı, bu süreci nasıl kabul edebileceği gözden geçirilmelidir. Her çocuğun bu duruma verebileceği tepki ve ihtiyaçları birbirinden farklıdır. Öncelikle açıklamaya hikâye kitaplarını kullanarak, öykülerden faydalanarak başlanılabilir. Çocuklara ölüm kavramını anlatılırken her şeyin bir başlangıcı ve bitişi olduğunu, her &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her çocuk biriciktir ve her çocuğun ihtiyaçları birbirinden farklıdır. Ölüm kavramını çocuklara anlatırken öncelikle çocukların duygu durumu, mizacı, bu süreci nasıl kabul edebileceği gözden geçirilmelidir. Her çocuğun bu duruma verebileceği tepki ve ihtiyaçları birbirinden farklıdır. Öncelikle açıklamaya hikâye kitaplarını kullanarak, öykülerden faydalanarak başlanılabilir. </p>



<p>Çocuklara ölüm kavramını anlatılırken her şeyin bir başlangıcı ve bitişi olduğunu, her gün birilerinin doğup ve her gün birilerinin öldüğünü, birisi öldüğünde bedeninin artık çalışmadığını, artık nefes almadığını, kalbinin atmadığını, yemek yemeyip uyumadığını açıklamamız gerekir. İnsanların çeşitli sebeplerden öldüğünü, kimisi yaşlandığı, kimisi çok hastalandığı kimisi ise beklenmeyen durumlardan dolayı öldüğü söylenmelidir. Değişimlere atıfta bulunarak onun bir zamanlar bebek olduğunu, şimdi bir çocuksun, büyüyeceksin ve sonra yaşlı birisi olacaksın diyerek çocuklara alternatif değişimlerden bahsedilebilir. Ebeveynler özellikle bu kavramı yumuşatmak için vefat etti, gitti, melek oldu diyerek anlatabiliyor fakat çocuklar için bu kavramlar pek tanıdık olmadığından zihinlerinde belirsizlik olarak kalmaktadır. Onların daha çok günlük hayatta duyduğu daha kolay anlaşılır, basit kelimeler duymaya ihtiyacı var. O yüzden öldü kelimesinin mutlaka kullanılması gerekiyor. Bu süreçte size çok fazla soru sorabilir, mümkün olduğunca bu soruları yanıtlamaya çalışmanız bu süreci daha kolay anlamasına yardımcı olacaktır.</p>



<p>Eğer siz yanıtlamazsanız çocuklar bu durumu daha güvensiz kaynaklardan öğrenmeye çalışacaktır. Ben bu durumu kimseyle konuşamam diyerek kendisini yalnızlığa sürükleyebilir. Bırakın sorsun, konuştukça bu sürecin üstesinden gelecektir. Ölümden sonraki hayatla ilgili sorular sormaya başlayabilir, bilgiler edinmek isteyebilir, evet bu konuyu konuşmak çok zor fakat bu süreçte kaçamak yanıtlar vermemek çok önemlidir. Bu sefer ailemle bu konuyu konuşmamam gerekiyor diye düşünebilir. Bunu merak etmeni anlıyorum ama bunu sana nasıl açıklayacağımı bilmiyorum, birazcık bana zaman verirsen daha sonra mutlaka sana bununla ilgili bir cevap vereceğim diyerek biraz daha zaman kazanabilirsiniz. Kendi inanç sisteminizden bakarak çok detaya inmeden, korkutmadan temel bilgiler aktararak anlatabilirsiniz. ‘Anne, baba sen de ölecek misin?’ tarzı sorular sorabilirler. Süreci yönetebilmek için yalan söylemeyi tercih edebilirsiniz fakat hiçbir şekilde yalan söylememeniz gerekiyor çünkü birkaç sene sonra çocuklar bu durumu öğrenecektir.&nbsp; Çocuğa sorduğu kadarını anlatarak net ve basit ifadelerle anlatmak yeterli olacaktır.</p>



<h2><strong>Ölümü Nerede Anlatmalıyım?</strong></h2>



<p>Anlatacağımız mekânı seçmek çok önemli bir etken. Çocukların daha önce çok sık gitmediği bundan sonra da çok sık gitmeyeceği yer seçmek travmatik bir bilgi verildiğinden kaynaklı çok önemlidir. Eğer çok sık gittiği yerde bunu öğrenirse her gittiği zaman bu tetiklenebilir.&nbsp; Ölen kişi seni izliyor zaten buralarda denilmesi çocukları korkutabilir. &nbsp;</p>



<p>Bu süreçte her türlü duygunuzu çocuğunuzun yanında yaşayabilirsiniz. Zaman zaman yanında ağlayabilir onun hakkında sohbet edebilirsiniz. Bu durum çocuklar için duygularımı diğer insanlarla paylaşabilirim algısını verir. Duyguları çok abartılı bir şekilde yaşamadan aktarmak çok önemlidir. Mezarlığa götürüp götürmemek ise bu durumun çocuğun davranışlarına göre şekillenecektir.&nbsp; Bu süreçte ölen kişiye veda edeceğinizi ve gelmek isteyip istemediğini sormanız önemlidir. Eğer vedalaşmak istiyorsa mutlaka götürmeli ve çocuğun yasını yaşayıp sembolik hale getirmesini sağlamalısınız. Ölen kişi için resim yapabilir, onun için bir fidan dikerse, mektup yazarak sembolik hale getirirse kaygısını azaltmada yardımcı olacaktır. </p>



<p>Özlediğini belirttiğinde ise özlemen çok normal ben de çok özlüyorum gel birlikte fotoğraflarına bakalım demek çocuğun duygularını ifade etmesinde de çok önemlidir. Çocuklar ben merkezli oldukları için ölen kişinin kaybını kendi yaptığı bir şeyden dolayı olduğunu düşünebilir. Bunun sebebinin ondan kaynaklı olmadığı anlatılması gerekilir Bu süreci birlikte yaşayıp birlikte ifade etmek çocuğun rutinlerine hazır olduğunda da dönüş yapması sağlanmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.psikologsamsun.net/cocuklara-olum-kavrami-nasil-anlatilmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KOGNİTİF DAVRANIŞÇI TERAPİ NEDİR?</title>
		<link>https://www.psikologsamsun.net/kognitif-davranisci-terapi-nedir/</link>
					<comments>https://www.psikologsamsun.net/kognitif-davranisci-terapi-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[samsun psikolog]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2021 07:03:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.psikologsamsun.net/?p=5423</guid>

					<description><![CDATA[Kognitif davranışçı terapi; psikolojinin davranışçı ve bilişsel kuram ilkelerine dayalı bir psikoterapi yöntemidir. Yaşanan psikolojik sorunları bu ilkelerle birlikte ele alırken; duygu, düşünce ve davranış arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bilişsel yaklaşım göz önüne alındığında; yaşanılan olayların anlamı, bireylerin değerlendirme ve yorumlama biçimlerine göre değişebilir. Bireyler bu yorumlamalarda var olan düşünce hataların ve geçmişten gelen olumsuz inançların &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kognitif davranışçı terapi; psikolojinin davranışçı ve bilişsel kuram ilkelerine dayalı bir psikoterapi yöntemidir. Yaşanan psikolojik sorunları bu ilkelerle birlikte ele alırken; duygu, düşünce ve davranış arasındaki ilişkiyi incelemektedir.</p>



<p>Bilişsel yaklaşım göz önüne alındığında; yaşanılan olayların anlamı, bireylerin değerlendirme ve yorumlama biçimlerine göre değişebilir. Bireyler bu yorumlamalarda var olan düşünce hataların ve geçmişten gelen olumsuz inançların etkisiyle sıkıntı yaşamaktadır. Bilişsel süreçler (hatalı düşünceler) ele alındığında amaç, danışanların eksik ya da hatalı yorumlamalarına yeni bir bakış açısı kazandırmaktır. Buluşmak için sözleştiğimiz arkadaşımızın buluşma yerine geç kalmasını ele alalım:&nbsp; bazılarımız başına bir şey mi geldi, trafikte mi kaldı gibi düşüncelerle birlikte endişelenip merak ederken; bazılarımız, “ beni önemsemedi, saatinde gelmedi” gibi düşüncelerle öfkelenebilir. Burada söz konusu olan farklılık, bireylerin geçmiş tecrübelerle oluşmuş hatalı inanç ve düşünceleriyle ilgilidir.</p>



<p>Davranışçı yaklaşıma göre ise, olaylar karşısında nasıl davrandığımız duygu ve düşüncelerimiz üzerinde etkilidir. Düşüncenin davranışı etkilediği gibi, davranış da düşüncelerden etkilenir; bu yüzden nasıl davrandığımızı fark etmek ve yeni davranış yöntemlerini denemek yaşanılan sıkıntının azalması açısından önemlidir. Bilişsel davranışçı terapideki davranış müdahaleleriyle sıkıntı veren durumlarla baş etme becerisi gelişmektedir.</p>



<p>Kognitif davranışçı terapi; şu anda yaşanan sorunlarla direk olarak ilgilenmeyi içeren bir terapi yöntemidir.  Tüm bu süreç danışan ve danışman tarafından birlikte yürütülür ve terapötik ilişkinin önemi oldukça fazladır.  Danışan da danışman kadar aktiftir ve yaklaşık olarak 8-10 seans aralığında tamamlanmaktadır. Ancak her zaman seans süresini kestirmek mümkün olmamaktadır. <a href="http://www.gulayoguz.com" class="rank-math-link">Terapist</a> burada danışanın hızına göre gitmelidir.</p>



<p>Kognitif-davranışçı terapilerin uygulama alanlarını belirli ruhsal bozukluklarla sınırlandırmak yanlış olur. Ruhsal bozuklukların oluşumunda bilişsel süreçlerin rolü anlaşıldıkça, uygulama alanları da giderek artmaktadır. Günümüzde kullanıldıkları klinik durumlar şunlardır.</p>



<p>&#8211; Özgül fobiler</p>



<p>&#8211; Agorafobi</p>



<p>&#8211; Sosyal fobi</p>



<p>&#8211; Obsesif-kompülsif bozukluk</p>



<p>&#8211; Ritüellerin eşlik etmediği obsesif ruminasyonlar</p>



<p>&#8211; Panik bozukluk</p>



<p><a href="https://www.erdoganbuhurci.com/emdr-nedir/" class="rank-math-link">&#8211; Travma sonrası stres bozukluğu</a></p>



<p>&#8211; Yaygın anksiyete bozukluğu</p>



<p>&#8211; Hipokondriyazis</p>



<p>&#8211; Beden disformik bozukluğu</p>



<p>&#8211; Somatizasyon bozukluğu</p>



<p>&#8211; Ağrı bozuklukları</p>



<p>&#8211; Cinsel işlev bozuklukları</p>



<p>&#8211; Parafililer</p>



<p>&#8211; Cinsel kimlik bozuklukları</p>



<p>&#8211; Depresyon</p>



<p>&#8211; DEHB</p>



<p>&#8211; Evlilik içi çatışmalar</p>



<p>&#8211; Cinsel yönden kötüye kullanılmış bireyler</p>



<p><a href="https://www.psikologsamsun.net/yeme-bozukluklari-icin-gelistirilmis-kognitif-davranisci-terapisi-cbt-e/" class="rank-math-link">&#8211; Yeme bozuklukları</a></p>



<p>&#8211; Insomnia ve parasomnialar</p>



<p>&#8211; Uyum bozuklukları</p>



<p>&#8211; Öfke kontrolü</p>



<p>&#8211; Kişilik bozuklukları</p>



<p>&#8211; Dürtü kontrol bozuklukları (patolojik kumar oynama, trikotillomani ve kleptomani gibi)</p>



<p>&#8211; Alkol-sigara ve diğer maddelerin kullanımı ile ilgili bozukluklar</p>



<p>&#8211; Tik bozuklukları</p>



<p>&#8211; İlaçlara dirençli şizofrenik belirtiler</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.psikologsamsun.net/kognitif-davranisci-terapi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
